Kayıtlar

SESSİZCE SEVDİM - OGULBOSSAN REJEPOVA

Resim
  SESSİZCE SEVDİM Sordular bana nesini sevdin, Özleyip de duyamadığım sesini sevdim. Varlığımı görmeyen gözlerini sevdim. Ama en çokta ben diye atmayan yüreğini sevdim.   Dediler ki madem sevdin, Niçin gidip söylemedin. Lakin bu soruya sadece susabildim. Kalbi başkasına çarpıyor diyemedim. Bu yüzdendir ki ben onu sessizce sevdim. OGULBOSSAN REJEPOVA

İSTEMİYORUM ÖYLEYSE ÖZGÜRÜM - BAHAR ŞAM

Resim
İSTEMİYORUM ÖYLEYSE ÖZGÜRÜM     Özgürlük denilince aklıma martılar gelir; gökyüzünde özgürce uçmak, istediğin her yere gidebilmek… Fakat bir martı olsaydık uçmak için de vergi vermemiz gerekirdi. Biraz daha düşününce yemek için kayalıklarını terk edemeyen, geceleri uçamayacağını düşünen ve belli bir bölgeden hayatı boyunca ayrılmamış bir yaşam döngüsündeki martılar özgür müdür?      Yazacaklarımı okumak ihtiyacı duyabilirsiniz eğer istemiyorsanız okumamakta elbette ki özgürsünüz. “Düşündüklerimi yazıya dökmekte ben özgür müyüm?” diye sorgulamam gerekirse de buna birlikte karar verebiliriz, eğer isterseniz.      Yasal bir kusurdan yola çıkacağım; bir suç niteliği barındıran bir durumun olduğu alandasınız, konudan bihaber tanık konumundasınız. Böyle bir durumda suçlunun “bilmiyorum” deme özgürlüğü vardır ancak bu özgürlük sonucu siz de dahil olmak üzere oradaki herkes suçlu sayılmaktadır. “İstediğini yapmak” özgürlüğü bir başkasının öz...

YOKSULLUĞUN FARKLI AŞAMALARI - BEDİA USLU

Resim
  YOKSULLUĞUN FARKLI AŞAMALARI  Hemen hemen çoğu sözlükte yoksul,  “ maddi imkânı çok az olan muhtaç kimse”  anlamına gelir.  Oysa ben yoksulluğun, sözlükteki bu anlamını çok da yeterli bulmuyorum. Hayat sadece maddesel bir bütün değildir. Bu sebeple tanımın maddi bir açıklaması olduğu gibi manevi bir açıklaması da olmalıydı. Bence yoksul, ahlaki ve toplumsal değerlerini kaybeden kimsedir.    Bizler aslında maddesel olarak tanımladığımız yoksulluk kavramını, ilkokula başladığımız vakit öğrendik. Çoğumuzun yoksulluktan, okula başlamadan önce haberi yoktu. Bizler için yoksulluk, gözle görülebilen bir kavram değildi. Belki de asıl o zamanlar yoksulluğun gerçek tanımını biliyorduk. Bizler için o zamanlar, ip atlarken ipi sallayan kızın sökük yeleği veya yakan top oynarken toptan kaçan oğlanın yırtık ayakkabısı yoksulluk değildi.  Elindekini paylaşmayı bilen her çocukla arkadaştık.  Ne zaman ki okullarda farklı olanı ezmeyi öğrendik işte anlayışta...

KALP KATİLİ AYRILIK - FURKAN YORGANCI

Resim
KALP KATİLİ AYRILIK Ayrılık ayrılık aman ayrılık, her bir dertten âlâ yaman ayrılık.  ( bkz: https://www.edekitap.com/ferhad-ibrahimi )   Ayrılık bilindiği gibi sadece insana değil zamana ve mekâna da izini ve hüznünü bırakır. Tren garlarına, yağmurun dövdüğü sokaklara, en güzel anıların sahibini kucakladığı parklara… Bununla da yetinmez insanın yüreğine bırakır en derin yaraları ve zamanla geçse de izi daim olur. Tüm enerjisini o yarayı kapamaya harcadığı için o çocuksu gülüşünü kaybeder. Bir zamanlar mutlu olduğu, özünü bulduğu ve sonuna kadar yaşadığını hissettiği dönemlere özlem duyar. Bu durum neticesinde Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanındaki Bihruz karakterini andıran davranışlar sergiler. Sevdiğinin hayalinde attığı adımları gerçekle ayırt edemez, her hareketinin altında bir mana arar. Çünkü hayal dünyası ona geçici de olsa umut verir ve o iç ısıtıcı duyguları tekrar yaşamış gibi hissettirir. Gerçekle yüzleşmekten korkar, elde etmediği bir şeye, haya...

HAYAT SİZİN - YÜKSEL ÇOBANOĞLU

Resim
  HAYAT SİZİN     Dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren birileri hayatımıza müdahil olur. Ne yapıp yapmamamız gerektiğini, neyin ayıp neyin doğru olduğunu sürekli bize hatırlatırlar. Hatta çoğu zaman bunları bize dayatırlar.      “Örf-adet", "ayıp-günah” adı altında hem ailemiz hem içinde bulunduğumuz toplum tarafından türlü baskılara maruz kalırız. Bizi ve bizim hayatımızı bir kuklaymışçasına oynatıp hakimiyet kurmak isterler. Büyüyüp yeni yeni sorgulamaya başladığımız yaşa kadar, bunu başarırlar da. Sonrasında kendi hayatımızın iplerini artık ellerimize almak istediğimizde sorunlar çıkmaya başlar.     Kızı küçükken onun kıyafetlerini kendine göre seçip giydiren anne, büyüdüğünde kızının seçimlerini eleştirir: “Bu etek çok kısa, bu elbise çok açık, bu pantolon çok dar; o bakar, şu bakar…” Halbuki bu endişenin sorumlusu da aslında kendileridir. Oğullarına bakmamalarını öğretmek yerine kızlarını kapalı giyinmeye zorlamak hiç de mantıklı...

BİTAP - ABDULBAKİ ÇAKIR

Resim
BİTAP Yıkık ve dökük, bitap ve bitik Hayal meyal sönüyor her şey Her hayat, her umut. Hele parlayan o gözler, “nasıl olsa yarın barışırım”lar  Mezarına çiçek götüreceğin kişiyi üzme olur mu. Yarın olur belki ama yârin olmaz. Sen olursun belki ama siz olmazsınız. Kat kat binalar gibi hisler. Beton sertliğinde(!) yürekler. Bugün varsın ahali  Yarına n’aber? Şimdi varsın belki efendi ama yarın yoksun. Avazın çıktığı kadar bağır çağır sesini, o umut hissini. Yorma dilini duy da konuş. Bitap etme kendini o kalbin gibi. Annen öldü baban öldü bacın, kardaşın Sen varsın. Bu hayat yaşamaya değer mi? Dersin ya hani gelsin hayat felek gelsin yine bildiği gibi. Felek de gidecek bir gün. Umutsuz kalacaksın Ne fikrin ne sen kalacaksın. Kahramanlar onlar. Bizler ümitleriyiz. Baki  kalacak bir muteber. Ne his ne sen kalacaksın... Abdulbaki Çakır (Baki)  

İFLAS - SEFA EVLİYAOĞLU

Resim
  İFLAS İki ay sonra hatırlamak ve belki çarpıtmak lazımdı.             Aralık sonlarında bir gece yarısında uyumadan önce, yılbaşı gelmeden okumayı tamamlamak istediğin romandan yirmi üç sayfa okuyup da kitabın otuz yedinci bölümüne gelince kitabı kapattın. Kitap kesinlikle yıl sonu gelmeden tamamen okunmuş olacaktı. Hedef en az yirmi kitaptı ama on üç kitap okumuş olmak da sana bir gurur, yarım bir gurur verirdi. Ama o sırada zihnini meşgul eden esas mesele başkaydı. Çaprazındaki masada duran bir diğer kitabın kırmızı sırtına beyaz harflerle yazılı kelimeleri seçemiyordun. “… yazıyor işte.” diye düşündün. Uyumadan önce eli yüzü yıkamak iyi gelecekti, yataktan çıktın. Bir anda kendini sessizliğin ortasında dikilir buldun. Karşı duvardaki kitaplığın üçüncü rafındaki kol saatine eğildin. Kırk üç geçiyormuş. Tahmin eder miydin, değişiklik istedin ve yirmi gün sonra odadaki üç kitaplığı başka bir odaya taşıdın. Oysa kitapların d...