Kayıtlar

Deneme etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

ARTIK ZAMAN AKMIYOR - SEFA EVLİYAOĞLU

Resim
  ARTIK ZAMAN AKMIYOR “İnsanları yanlışlarından döndürme görevi üstlenenler ve sadece ortalığı karıştırmak isteyenler. İlki bugün mümkün değil ve başka bir yazının konusu.” İşte merakla beklenen o yazı. İki hafta dolmadı, bir akşam bir arkadaşıma kurumlanarak şöyle dedim: “Diyalektiğin iflas ettiği günümüzde birini bir konuda yanlış düşündüğüne ikna etmek imkânsız.” Bana karşılığı, “Duyduğum en modernist cümle.” idi. Almak istediğim dönüt de tam olarak buydu. Ne diyeyim, derdimi doğru düzgün bir şekilde anlatabildiğimi görünce kendimle gurur duydum. Sanki yarım bilgimizle atıp tutuyorduk ama öyle ya da böyle, modernizm büyüktür postmodernizm. Peki postmodernizmden ne anlamalıyız? Bana saç baş yoldurtan her şeyi anlamalıyız. Fakat en çok bilginin ayaklar altına alınmasına ve susmanın unutulmasına dayanamıyorum. İnanır mısınız, bunun aklıma geldiği gecelerde uyuyamıyorum(!).  Bir de şu hakikat sonrası 1 belası var. Hani entelektüel görünmek isteyenlerin “kapitalizm” ve “198...

MELANKOLİ SEVERLER - SEFA EVLİYAOĞLU

Resim
  MELANKOLİ SEVERLER Bunalımlar, yakınmalar ve eylemsizlikler… Pekâlâ, sana şunu sormak isterim, hiç denedin mi? Demek istediğim, meselenin daha çok kendinle alakalı olduğunu hiç düşündün mü? “ You had one job.” O da biraz farkındalık.   Bir yerde çoğunluk arasında ne yaygın ise ve çoğunluk hangi konuda hemfikir ise kendimi onun karşısında konumlandırmaktan keyif alırım. Anlaşılan, burada melankoli hâkim. O halde görüyorum ve arttırıyorum: Bu yazı size.   İnsanlar yazıyor. Fakat yazmanın, edebiyat yapmanın tek sebebi olduğunu iddia etmek yanlış olur. Kısa bir gözlem ve sırf sonuca varmış olmak için yaptığım akıl yürütmemin sonucunda iki temel edebiyat yapma sebebi olduğu kanısına vardım.   Sözcükleri ağlama duvarı olarak kullananlar. Onların canını sıkan, huzurunu kaçıran, üzen bir şeyler vardır ve bunu anlatacak biri yakınlarında yoktur. Anlatsa hafifleyecektir, en azından buna inanırlar. Sonra, akıllarına şairler ve yazarlar gelir. Büyük kalemler acı içind...

YAPAY KORKULARIN ESERİYİZ - MELİH İNECİK

Resim
 YAPAY KORKULARIN ESERİYİZ..      Ne çok şeyden korkuyor insanoğlu.. Toplumun yapısına yerleşmiş belirli algılara ters düşmekten, zıt düşünmekten, farklı olmaktan, eleştirilmekten, sevilmemekten, hayır demekten, karşı koymaktan, direnmekten, kaybetmekten ve daha birçok şeyden.. Aslında biz insanlar, alıştırıldık korkmaya. Tekdüze hayatlarımızı yaşarken aslında olmaması gereken bir sürü korkuya ev sahipliği yapar oldu yüreklerimiz. Oysa insan bilmediğinden korkmaz mı yalnızca? Bilinmezlik değil midir korkunun kaynağı?      Yapacağımız bir iş olduğunda, “-Çevredeki insanlar ne der acaba?” diye düşünür olduk. Düşüncelerimizi belirtememeye, hatta düşündüklerimizden utanmaya başladık. Toplumun yapısına yerleşmiş, her halükârda yanlış olduğunu bildiğimiz halde yine de tersini yapamadık, düşünemedik, yazamadık. Dedim ya, alıştırıldık.. Yaşadığımız bu gezegen bir sirk salonu ve bizlerse birer gösteri hayvanlarıyız. Yalnızca sirkin içerisindeyiz. Oysa kafamızı ...

İNSAN NEDİR? - ŞEVVAL CANSIZ

Resim
İNSAN NEDİR? İnsan; münzevi bir ağacın gölgesinde soluklanan, sonrasında ağacın gölgesine nankörlük sergileyip güneşin sohbetine davet edilmeyi bekleyen bir varlıktır.  Nankörlüğü kedi ile yarışan insan; kabuğuna sığmayacak bir yapıya da sahiptir. Örneğin kimi zaman melankolik bir piyanonun mırıltıları, kimi zaman yağmurların dinmeyen öfkesinin ve telaşının yeryüzüne inerek; toprağın kendine özgü duruşuna teslim ettiği iki dirhem bir çekirdek koku, kimi zaman da bir mum alevinin inişli-çıkışlı dans ettiği için etrafına yaydığı met cezir ışığın anaçlığı… Her bir tutamında farklı görseller ve bu görselleri besleyen betimlemeler vardır. Her birinin benliğinde kendi kişiliğini besleyen farklı dünyalar vardır.  Bu noktada insan; hem keşfedilmeyi bekleyen, hem de keşfedilmekten korkan bir varlıktır. Acıma, korku, endişe içinde kıvranırken; mutluluğu, coşkusu, huzuru içinde doğrulmayı hedefleyen bir varlıktır.  Aynı zamanda insan başını kuma gömebildiği için her şeyden bihaber g...

İSTEMİYORUM ÖYLEYSE ÖZGÜRÜM - BAHAR ŞAM

Resim
İSTEMİYORUM ÖYLEYSE ÖZGÜRÜM     Özgürlük denilince aklıma martılar gelir; gökyüzünde özgürce uçmak, istediğin her yere gidebilmek… Fakat bir martı olsaydık uçmak için de vergi vermemiz gerekirdi. Biraz daha düşününce yemek için kayalıklarını terk edemeyen, geceleri uçamayacağını düşünen ve belli bir bölgeden hayatı boyunca ayrılmamış bir yaşam döngüsündeki martılar özgür müdür?      Yazacaklarımı okumak ihtiyacı duyabilirsiniz eğer istemiyorsanız okumamakta elbette ki özgürsünüz. “Düşündüklerimi yazıya dökmekte ben özgür müyüm?” diye sorgulamam gerekirse de buna birlikte karar verebiliriz, eğer isterseniz.      Yasal bir kusurdan yola çıkacağım; bir suç niteliği barındıran bir durumun olduğu alandasınız, konudan bihaber tanık konumundasınız. Böyle bir durumda suçlunun “bilmiyorum” deme özgürlüğü vardır ancak bu özgürlük sonucu siz de dahil olmak üzere oradaki herkes suçlu sayılmaktadır. “İstediğini yapmak” özgürlüğü bir başkasının öz...

YOKSULLUĞUN FARKLI AŞAMALARI - BEDİA USLU

Resim
  YOKSULLUĞUN FARKLI AŞAMALARI  Hemen hemen çoğu sözlükte yoksul,  “ maddi imkânı çok az olan muhtaç kimse”  anlamına gelir.  Oysa ben yoksulluğun, sözlükteki bu anlamını çok da yeterli bulmuyorum. Hayat sadece maddesel bir bütün değildir. Bu sebeple tanımın maddi bir açıklaması olduğu gibi manevi bir açıklaması da olmalıydı. Bence yoksul, ahlaki ve toplumsal değerlerini kaybeden kimsedir.    Bizler aslında maddesel olarak tanımladığımız yoksulluk kavramını, ilkokula başladığımız vakit öğrendik. Çoğumuzun yoksulluktan, okula başlamadan önce haberi yoktu. Bizler için yoksulluk, gözle görülebilen bir kavram değildi. Belki de asıl o zamanlar yoksulluğun gerçek tanımını biliyorduk. Bizler için o zamanlar, ip atlarken ipi sallayan kızın sökük yeleği veya yakan top oynarken toptan kaçan oğlanın yırtık ayakkabısı yoksulluk değildi.  Elindekini paylaşmayı bilen her çocukla arkadaştık.  Ne zaman ki okullarda farklı olanı ezmeyi öğrendik işte anlayışta...

KALP KATİLİ AYRILIK - FURKAN YORGANCI

Resim
KALP KATİLİ AYRILIK Ayrılık ayrılık aman ayrılık, her bir dertten âlâ yaman ayrılık.  ( bkz: https://www.edekitap.com/ferhad-ibrahimi )   Ayrılık bilindiği gibi sadece insana değil zamana ve mekâna da izini ve hüznünü bırakır. Tren garlarına, yağmurun dövdüğü sokaklara, en güzel anıların sahibini kucakladığı parklara… Bununla da yetinmez insanın yüreğine bırakır en derin yaraları ve zamanla geçse de izi daim olur. Tüm enerjisini o yarayı kapamaya harcadığı için o çocuksu gülüşünü kaybeder. Bir zamanlar mutlu olduğu, özünü bulduğu ve sonuna kadar yaşadığını hissettiği dönemlere özlem duyar. Bu durum neticesinde Recaizade Mahmut Ekrem’in Araba Sevdası romanındaki Bihruz karakterini andıran davranışlar sergiler. Sevdiğinin hayalinde attığı adımları gerçekle ayırt edemez, her hareketinin altında bir mana arar. Çünkü hayal dünyası ona geçici de olsa umut verir ve o iç ısıtıcı duyguları tekrar yaşamış gibi hissettirir. Gerçekle yüzleşmekten korkar, elde etmediği bir şeye, haya...

HAYAT SİZİN - YÜKSEL ÇOBANOĞLU

Resim
  HAYAT SİZİN     Dünyaya gözümüzü açtığımız andan itibaren birileri hayatımıza müdahil olur. Ne yapıp yapmamamız gerektiğini, neyin ayıp neyin doğru olduğunu sürekli bize hatırlatırlar. Hatta çoğu zaman bunları bize dayatırlar.      “Örf-adet", "ayıp-günah” adı altında hem ailemiz hem içinde bulunduğumuz toplum tarafından türlü baskılara maruz kalırız. Bizi ve bizim hayatımızı bir kuklaymışçasına oynatıp hakimiyet kurmak isterler. Büyüyüp yeni yeni sorgulamaya başladığımız yaşa kadar, bunu başarırlar da. Sonrasında kendi hayatımızın iplerini artık ellerimize almak istediğimizde sorunlar çıkmaya başlar.     Kızı küçükken onun kıyafetlerini kendine göre seçip giydiren anne, büyüdüğünde kızının seçimlerini eleştirir: “Bu etek çok kısa, bu elbise çok açık, bu pantolon çok dar; o bakar, şu bakar…” Halbuki bu endişenin sorumlusu da aslında kendileridir. Oğullarına bakmamalarını öğretmek yerine kızlarını kapalı giyinmeye zorlamak hiç de mantıklı...

YAŞAMAYI GELECEĞE ERTELEMEK - PINAR DÜZGÜN

Resim
  YAŞAMAYI GELECEĞE ERTELEMEK Ben bir kelebeğim. Evet, kelebek. Neden diye soracaksınız, buna eminim. Dünyaya gözümü ilk açtığımda annemin sıcak kollarından oluşmuş biz kozadaydım. Kanatlarımı çırpmaya hazırlandığımda o sıcak kucaktan çıktım ve adım adım gerçek dünya dediğimiz o lanet yeri keşfetmeye koyuldum. Çocukken büyümek için bu kadar sabırsızlanmazdım eğer bilseydim yetişkinliğin sadece yaşamayı ertelemek olduğunu. Hep kendimi büyük hayal eder, topuklu ayakkabılarla dolaşırdım etrafta, ayağımı kırmaya korkmadan. Büyüdüğümde kırılan ayaklarım değil, kanatlarım oldu. Ne olduğunu anlamadan bir savaşın içine atıldım. Önce geleceğimi "garanti"ye almak için okul sıralarında dirsek çürüttüm, sonra da mutlu olmayı unutarak nefes almaktan ibaret ettim hayatımı. Tam on dört yıldır öğrenciyim. Böyle söyleyince uzun geliyor kulağa, oysa belki daha altmış yıl öğrenci kalacağım bu hayat yolculuğumda. Ve ben ömrümün kelebek kadar kısa olduğundan bîhaber, yükselmekten korkarak uçuyoru...