Kayıtlar

Hikaye etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

MAVİ'YE MEKTUPLAR 3 - NUR ÇETİNKAYA

Resim
 MAVİ'YE MEKTUPLAR              Hayat. Beş harfli olan bu kelime benim için bir karmaşadan ibaretti. Senelerdir içindeyim bu kelimenin ve senelerdir bu kelimeden anladığım herkes giderdi, herkese güven olmazdı, her şey bir dersti pişman olmaksa yersizdi. Sevdiğin arkadaşların seni sevmeyebilir, mutlu bir an kâbusa dönebilirdi. Hiç beklemediğin insanlar arkalarında sakladığı bıçağı hiç beklemediğin anda gözlerinin içine baka baka göğsünüze saplayabilirdi. Güvenmemeyi öğrenmiştim. Çok uzun bir zamanımı almıştı ama öğrenmiştim. Sonra o çıkagelmişti, Mavi… Güvenmemeyi öğreten hayat onu çıkarmıştı karşıma.  Güvenebileceğim tek kişi gibi hissettirmişti. Zinciri kırmıştım. Yıllarca bir yerlere iteklediğim güven duygusunun tüm birikimiyle öyle bir güvenmiştim ki ona. Her duygu fazlalaştığında tersine dönermiş ya hani, güvensizliğim de ona karşı koşulsuz güvene dönüşmüştü. O ne yapmıştı peki? Herkes gibi olduğunu göstermiş...

MAVİ'YE MEKTUPLAR 2 - NUR ÇETİNKAYA

Resim
MAVİ'YE MEKTUPLAR-2             Güneş, ışınlarını yeryüzünden çekeli bir saat olmuştu. Adımlarımı olabildiğince hızlı atıyordum. Buz gibi soğuk hava ıslak yanaklarıma vuruyor, tuzlu gözyaşlarımı kuruturken yüzümde keskin bir acı bırakıyordu. Mart ayı çetin geçiyordu yine her zamanki gibi. Baharın ilk ayı olmasına aldanılmamalıydı. İçimin yangınına tezat bir soğukluk… Omuzumda uzun siyah kabanın ağırlığının yanı sıra, bugün duyduklarımın ve olanların ağırlığıyla yanıyordu içim. Aklıma geldi yine. Sızı… Kalbimden parmak uçlarıma bir sızı yayıldı yine. Avuçlarımın içine batırdım tırnaklarımı, batırabildiğim kadar. Soyulursa soyulsun, kanarsa kanasındı avuçlarım. Ruhumdaki sızıya odaklanmaktansa avucumdak i sızıya odaklanmak daha makuldü benim için. Daha bir katlanılabilirdi.             Sokağın köşesinden dönünce apartmanın bronz demir kapısı gözlerime ilişti. Eve bir an önce gitmek için can atan ruhumla...

MAVİ’YE MEKTUPLAR - NUR ÇETİNKAYA

Resim
  MAVİ’YE MEKTUPLAR        Bazen oluyor ya hani, kafanızı yastığa rahat bir uyku uyumak için koyuyorsunuz, kapatıyorsunuz gözlerinizi, hayal kuruyorsunuz ya da düşünceler âlemine dalıyorsunuz. O hayal senin bu düşünce benim dolaşıyorsunuz. Sonra bir bakmışsınız uykunuz kaçmış, saat de epey bir geç olmuş. Evet... Ben, şuanda böyle bir ânın içerisindeyim. Kafamı yastığa koyalı saatler oldu. Çoğu gece olduğundaki gibi yine uyuyamadım. Uyku ilacı almadan uyumaya çalışmak benim neyime zaten? Uyuyamayacağım biliyorum, o ilacı içmeden uyuyamayacağım. Kafamdakileri bir kağıda dökmeden rahatlamayacağım ondan da adım gibi eminim. İlacı içsem de peşimi bırakmayan düşünceler ilaca direnmek adına yeterli bir sebep oluyor bana.       Oflayarak kalktım yataktan. Yorganı üzerimden çekince odanın soğukluğu sırtıma üşüştü. Titredim. Anneme yalvar yakar ördürdüğüm uzun hırkamı üzerime geçirdim. Hala ışığı yakmamıştım. Gözümü kör edecekti açınca, düşüncesi bile ...

İFLAS - SEFA EVLİYAOĞLU

Resim
  İFLAS İki ay sonra hatırlamak ve belki çarpıtmak lazımdı.             Aralık sonlarında bir gece yarısında uyumadan önce, yılbaşı gelmeden okumayı tamamlamak istediğin romandan yirmi üç sayfa okuyup da kitabın otuz yedinci bölümüne gelince kitabı kapattın. Kitap kesinlikle yıl sonu gelmeden tamamen okunmuş olacaktı. Hedef en az yirmi kitaptı ama on üç kitap okumuş olmak da sana bir gurur, yarım bir gurur verirdi. Ama o sırada zihnini meşgul eden esas mesele başkaydı. Çaprazındaki masada duran bir diğer kitabın kırmızı sırtına beyaz harflerle yazılı kelimeleri seçemiyordun. “… yazıyor işte.” diye düşündün. Uyumadan önce eli yüzü yıkamak iyi gelecekti, yataktan çıktın. Bir anda kendini sessizliğin ortasında dikilir buldun. Karşı duvardaki kitaplığın üçüncü rafındaki kol saatine eğildin. Kırk üç geçiyormuş. Tahmin eder miydin, değişiklik istedin ve yirmi gün sonra odadaki üç kitaplığı başka bir odaya taşıdın. Oysa kitapların d...

TAVAN ARASI - NUR ÇETİNKAYA

Resim
  TAVAN ARASI                 Sabahın ilk ışıkları yüzümü sıvazlıyordu yine günlerden bir gün. Sahi acaba bugün günlerden neydi? Saat de ne erken ne geçti sanki uyanmak için. Bilmiyorum… Çetin bir kışı geride bırakıyorduk yavaştan farkındayım bunun. Geceleri üşümüyorum artık. Cemre düşmüş havaya zaten, bahar gelmiş. Geçende annem yanımda benimle konuşurken duymuştum. O da gelirdi herhalde birazdan. Dışarıdan gelen kuş cıvıltıları pek bir hoştu. Sabahın ve güneşin tadını çıkarıyorlardı belli. Ben de çıkarabilsem… Ağacın usulca sallanan dalları rüzgârın eseriydi. Uçurtma uçurup piknik yapmak ne güzel olurdu şimdi. Evet! Bugün kesinlikle bunu yapmalıyım. Sakin bir koyda, denizin tuzlu, o sakin kokusuyla… Kalkıyorum usulca yataktan. Ayaklarım, çıplak ayaklarım değiyor zeminin soğuk ve iç titreten yüzeyine. Nefeslenip etrafa bakıyorum usulca. Uzun zamandır oturmadığım çalışma masama bakıyorum. Sandalyenin üzerindeki k...

ÇÖREKLER VE ÇİÇEKLER - ARDA CEM TOKER

Resim
ÇÖREKLER VE ÇİÇEKLER          Nedensizlikle dolu bir biçimde, gecenin ortasında uykum keskince bölünmüştü. Ağrıyan başımın bir an için düşüp gecelediği lacivert yastık yavaşça kayıp düşmüş, boynumun tutulmasına ve acılarıma bir yenisinin daha eklenmesine sebep olmuştu. Beni uyandıran sebep neydi? Açık pencerenin önünde zifir gibi gökyüzünün her yanını işgal etmekle meşgul kızıl bulutlara bakıp bunu sorguluyordum. Bu bulutlar yarın için havanın ya cehennemden esintiler taşıyacağını ya da kulakları sağır edecek bir sağanağın göğü yırtarcasına yeryüzünü yıkayacağını haber veriyordu. Tatsız bir his de vardı fiziki acılarıma eşlik eden. Oysaki gök mavi, dal yeşil sürüyordu yaşamım. Her sabah saat yedide uyanıyor, bir parça kızarmış ekmek ve bir fincan filtre kahvemi tüketip yola koyuluyordum. Gri renkli, siyah dikişli, dirsekleri birkaç iplikle yamalı bir takım elbisem vardı. Gömleklerimi ütülemeyi hiçbir zaman beceremediğim için kar gibi gömleklerim susuz, paramparç...